Kürse Köyü Folkloru (6): Türküler, Ağıt ve Tekerlemeler
Bu yazı, köyümüzden İrfan Ünsal’ın 1982 yılında Balıkesir Necatibey Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde hazırladığı Kürse Köyü Folklorundan Örnekler adlı derleme çalışmasından, yazarın izniyle ve aslına sadık kalınarak alınmıştır. Bilgiler 1982 yılındaki durumu yansıtır.
Türküler
Türküler, bildiğimiz gibi halkımızın yaşantısından hatıraları yıllar, hatta yüzyıllar ötesinden sürükleyip getirir. Halk, acısını, sevincini, mahzunluğunu türkülere döker. Bunlar içten gelen duygulanmalardır. Bizim de duygularımıza tercüman olduğundan olsa gerek, çoğumuzun her gün dilinde dolaşan her türkünün araştırılıp incelenebilse bir hikayesi, mutlaka bir kişinin yaşantısını aktaran bir yanı vardır. İşte ben burada köyde vaktiyle söylenmiş birkaç türküyü hikayesiyle birlikte vermeye çalışacağım.
Mehmet Türküsü
Kurtuluş Savaşı yıllarında bildiğimiz gibi devletin denetimi kalmadığından köylerde çeteler meydana çıkmış; bu çetelerin bazıları eşkıyalık yapmaya başlamıştır. Yakın köylerden birinden olan Deli Mehmet adlı şahıs da bu çetelerin birisidir. Kuvayı Milliye kurulmaya başlandığında çeteler, Yunanlılara karşı çıkmak için Edremit'te toplanmışlardır (Edremit Cephesinde).
Mehmet ise yakın köylerden birinde sevdiği bir kadın olduğundan, ondan ayrılıp cepheye gidemez. Sevdiği kadınla buluşmak için gittiğinde rakipleri tarafından vurularak öldürülür. Mehmet’in ölümünden sonra, bu olay için bir türkü yakılır. Türküde adı geçen İzzet ve Araboğlu, köy (Kürse) halkından ve eski çetelerden, aynı zamanda Mehmet'in arkadaşlarındandır.
Türkü, Mehmet'in anasının ağzından ağıt şeklinde söylenmiştir. Türkü şöyledir:
Martinler atan Mehmet,
Çalımlar satan Mehmet,
Dünyalara sığmazdın,
Dar yere yatan Mehmet.
Martinim dolu atın,
Kollarım bağlı bakın,
Boynumun saatini
Araboğlu’na takın.
Edremit’te yat İzzet,
Dürbününle bak İzzet,
Mehmet’imi vurdular,
Eşeler’i yak İzzet.
Tarlaların demedi,
Mehmetlerin Mehmet’i,
Nasıl kıydın öldürdün,
Gelin başlı Mehmet’i.
(Not: Türküde geçen “Eşeler”, Mehmet’in vurulduğu köyün adıdır.)
Nâyim Bey Türküsü
Çevredeki yakın köylerden olan Ömerköy’de geçen bir olay üzerine söylenen bir türküdür. Anlatıldığına göre, vaktiyle yani uçakların Türkiye’de ilk çıktığı yıllarda, Nâyim adlı bir pilot Ömerköy’den bir kız ile nişanlıdır. Pilot, nişanlısını görebilmek için her gün köyün üzerinde uçmakta ve uçakla çeşitli numaralar yapmaktadır. Yine bir gün köyün üzerinde uçuş yaparken Nâyim Bey’in uçağı düşer. Ve parçalanan uçaktan düşen Nâyim Bey’in parçaları çam dallarına asılı kalır. Bunun üzerine köylüler tarafından bir türkü yakılır. Türkünün bizim köyde de son zamanlara kadar orak tarlalarında ve çeşitli toplantılarda, kadınlar tarafından söylendiği anlatılıyor. Türkünün toplayabildiğim dört kıtasını aşağıda veriyorum:
Teyyarem havalandı,
Havada yuvarlandı,
Nâyim Bey’in barsakları
Çam dalına dolandı.
Teyyaremin kolu var,
Ortasında boru var.
Nâyim Bey’i sorarsan,
Ömerköy’de yari var.
Teyyarem kolu var,
Gökyüzünde yolu var.
Nâyim Bey’in ölüsünü
Çobanlara soruvar.
Yeşilköy’de binerdi,
Halalca’da inerdi,
Ömerköy’ün üstünde
Pırıl pırıl dönerdi.
Koca Gökçe Türküsü
Anlatıldığına göre, yakın köylerden Şapla Köyü’nde küçük bir kızı yaşlı bir adama verirler. Kızın bu evlilikten gönlü hoşnut değildir. Köylüler, kızın ağzından bu türküyü düzerler. Türkü, çevre köylerde olduğu gibi bizim köyde de söylenmiştir. Bir hayli uzun olduğu söylenen türkünün ancak bir kısmını bulup derleyebildim. Bir hayli eski olan türkünün bulabildiğim bölümlerini veriyorum:
Dağa gider tazı gibi,
Eve gelir kuzu gibi,
Ben yanında kızı gibi,
Layık mıyım ben Gökçe’ye?
Dağa gider dede gibi,
Eve gelir pide gibi,
Ben yanında gelini gibi,
Layık mıyım ben Gökçe’ye?
Arpa ile at beslenmez,
İhtiyarla günler geçmez,
Ak ile karayı seçmez,
Layık mıyım ben Gökçe’ye?
Hâşim Bey Türküsü
Hâşim Bey, köyde yıllar önce muhtarlık yapmış, zamanında köyün önde gelen kişilerindendir. Muhtarlığı sırasında köye bir hayli hizmette bulunmuş, bu arada köye muhtarlık binası da yaptırmıştır. İşte bu muhtarlık binasını yaptırdığı sırada seçimleri kaybederek muhtarlıktan ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu olay üzerine köyde Haşim Bey’in ağzından bir türkü yakılmıştır. Çok az bir kısmını bulabildiğim bu türkünün bulabildiğim kadarını veriyorum:
Heyet odasını yaptırdım,
Camlarını taktırdım,
Rahat edecem sırada,
Mühürleri kaptırdım.
Çocuk Tekerlemeleri
Bilindiği gibi çocuk tekerlemeleri, çocukların çeşitli oyunları oynadıkları veya oynamaya başladıkları sırada söyledikleri birbiriyle uyumlu, kafiyeli sözlerdir. Bunlardan bir kısmını alıyorum. Aşağıdaki tekerlemeyi çocuklar el ele tutuşarak, ellerini sallayıp döner bir vaziyette söylerler:
Keçi keçi beee,
Bin tepeme
Haydi gidelim,
Ayşe tete’me
Ayşe tete hasta,
Çorbası tasta.
Mendili ipek,
Kendisi köpek.
(Not: Burada geçen "tete" kelimesi köyde teyze anlamında kullanılır.)
Aşağıdaki tekerleme de oyun sırasında söylenir. İki çocuk yine el ele tutuşur, tekerlemeyi söylemeye başladıkları sırada kuyudan su çekiyormuş gibi aşağıdan yukarıya kavis çizerek ellerini sallarlar. Tekerlemenin "halka da boynumdan geçer" denilen yerinde, ellerini bırakmadan kollarını başlarının üzerinden geçirerek dönerler:
Annem bana minareden su çeker, su çeker,
Halka da boynumdan geçer.
Minarede bir kuş var,
Kanadında gümüş var,
Eniştemin cebinde türlü türlü yemiş var.
Annem bana minareden su çeker, su çeker,
Halka da boynumdan geçer.
Yemişimi dediler
Bana miskin dediler
Ben miskinden beterim
Sokak sokak gezerim.
Annem bana minareden su çeker, su çeker,
Halka da boynumdan geçer.
Burada vereceğim tekerleme de herhangi bir oyuna başlarken ebe seçiminde söylenen
tekerlemelerdendir. Sayışma sırasında söylenir.
Oooo (işaret parmağı ağıza sokularak bu ses çıkarılır),
Anya manya kumpanya,
Bir şişe şampanya.
Şampanyayı içtim,
Tarlayı biçtim,
Ben bu oyundan
Vazgeçtim.
Sayışma sırasında bu tekerleme kimde biterse o kişi sayışmadan ayrılır. Kalan kişiler ebelik için tekrar sayışırlar. Bu sayışma, ortada tek kişi kalıncaya kadar sürer. En geri kalan kişi ebe olur ve oyuna geçilir.
Ağıt
Bu bölümde vereceğimiz ağıt, köyden Miyase Duran adlı bir kadın tarafından, genç yaşında hastalanarak ölen kızı Fikriye için ilahi şeklinde düzülmüştür. İlahi olarak bugün halen mevlit törenlerinde, genellikle ölen kişiler için yapılan mevlitlerde makamlı bir biçimde okunmaktadır. Genç yaşta kaybettiği kızının ölümünden derin bir acı duyan anne, dini inançlarından teselli bulmaya çalışarak duygularını şöyle dile getirmektedir:
Fikriye İlahisi
Şikayet olmasın, hikayet olsun,
Gece gündüz ağladım Fikriye'm deyu.
Yüreğime girdi bir ince sızı,
Yıllarca ağladım Fikriye'm deyu.
Akmaz oldu gayrı gözümün yaşı,
Ateş oldu yanar bağrımın başı,
Anamı babamı üç de kardaşı
Hasrete bırakıp giderim deyu.
Fikriye’m ananın yüreğin ettin püryan,
Senelerdir aradım ben derdime derman.
Ecel geldiğinde vermez kimseye aman,
Gittin Hak emrine teslim olaram deyu.
Düşümde melekler çıktı semaya,
Müjdeciler gitti cennet alaya,
Çıkardılar beni köşke saraya,
Hazırlandılar hep ben gelirem deyu.
Haktaâlâ böyle etmiş kısmeti,
Hak nasip etmiştir bize cenneti,
Ya Resulallah sen kıl şefaati,
Kabirde mahşerde ümmetim deyu.
Çok şükür dünyada çok yaşamadım,
Günahlı işleri ben işlemedim,
Namazı niyazı hiç boşlamadım,
Hakkın rızasına ereyim deyu.
Çok şükür Hüdâ’ma irdim murada,
Mekanım hazırdır Firdevs âlâda,
Yarım saat ömrüm kalmış dünyada,
Perdeler açılır giderim deyu.
Anacığım gel de otur yanına,
Dünyada bir daha girmem eline,
Can alıcı geldi kondu tenime,
Ölünce yanarsın genç kuzum deyu.
Anam onaltıya vardırdın beni,
Bir gonca güldüm soldurdun beni,
Acaba hiç gücendirdim mi seni,
Hakkın helal eyle evladım deyu.
Anam sen de dünya hizmetin bırak,
Aramıza düştü bir kötü firak,
Gideceğim şimdi yollar pek ırak,
Ölünce yanarsın evladım deyu.
Gelin kardaşlarım helallaşalım,
Ahiret yollarını hem söyleşelim,
Huriler de derler tez kavuşalım,
Sarılırlar bana gidelim deyu.
Cümle komşularım sizler de gelin,
Benim bu halimi sizler de bilin,
Var ise hakkınız siz helal edin,
Kimi ablam, kimi kardaşım deyu.
Anacığım gönlünü hiç kırmadım,
Kimsenin incindiği yere varmadım,
Anam ben bu hali nerede buldum,
Haktan oldu bana mü'minem deyu.
Kimseler bilemez benim halimi,
Ah ne güç olurmuş bu genç ölümü,
Kendim çektim, kendim bildim derdimi,
Cennet—ul Firdevs’e gireyim deyu.
Ben ne olduğumu hiç bilemedim,
Bu derdime derman hiç bulamadım,
Ya ben gençliğime hiç doyamadım,
Yanarım gençliğim sürmedim deyu.
Anam benim esvaplarımı görsün,
"Hani bunları giyen yavrum?" desin,
Fakir fukaraya sadaka versin,
Cennet hullelerin giyeyim deyu.
Anam benim için yansın, ağlasın,
Kardaşlarım ile gönlün eğlesin,
Daim benim için dua eylesin,
Yansın anam bana genç kuzum deyu.
Uzatın da beni boylu boyunca,
Suyumu koysunlar kazan dolunca,
Yansın anam bana kıyamet kopunca,
"İki gözümün nuruydu yavrum," deyu.
Ben bir kuşcağızdım uçtum yuvadan,
Elimi çekmişem fani dünyadan,
Unutmayın beni hayır duadan,
İlahim söylensin anılam deyu.
Anam beni kaldır da biraz gezdir,
Aranızda da benim ömrüm azdır,
Mezarımı da yol boyuna kazdır,
Daima duada bulunam deyu.
İki yıldır yandı yüreğim teni,
Göklere yükseldi feryadım ünü,
Kurban Bayramının sekizinci günü,
Göçtün Allah’a kurban olayım deyu.
Babam sen beni bülbüller gibi okuttun,
Yedi kere musaf—ı şerifi indirttin,
Cümle alemlerin gözüne girdin,
Yanarım okumaya doyamadım deyu.
Balıkesir idi ilim, Kürse’ydi köyüm,
Niyazi Hoca’nın kızı Fikriye’ydi adım,
Cihanda söylensin benim bu destanım,
Hak teala rahmet eylesin deyu.
Mustafa Taşdemir'den Bir Tekerleme
Köyün hoşsohbet ve nüktedan kişilerinden olan Mustafa Taşdemir'den aldığım bir bağımsız tekerleme örneği ve mevlit tarzında düzenlenmiş “Yemek Listesi”ni de burada vermeyi uygun buldum. Tekerleme, düğünlerde veya kalabalık sohbet toplantılarında, böyle toplantıların aranılan kişisi olan M. Taşdemir tarafından söylenmekte; yemek listesi ise aynen mevlit gibi makamlı olarak okunmaktadır.
Tekerleme
Sevgili arkadaşlarım,
Bundan bir iki yıl önce
İzmir pazarında idim.
Etrafa bakındım
Bir iki ahbap görebilir miyim diye...
Ohooo ne göreyim...
Bütün ahbaplarım karşıma çıktı!
Kimler mi diyorsunuz?
Kikirik Kerim, Armutçu Selim,
Sütçü Havran, Yumurtacı Bayram,
Çingene Ramazan, Arabacı Yılmaz…
Gerisini saysam olmaz.
Oradan trene bindim.
Trende yer yoktu.
Hasılı işimiz bomboktu...
Ayakta dineldim,
Konuşulan laflara kulak verdim.
Duydum ki içeride
Etten, dertten,
Yumuşaktan, sertten,
Soğuktan, sıcaktan,
Soba, ocaktan,
Ahtarlıktan, muhtarlıktan,
Seçimden, geçimden,
Altaylardan Hintlerden,
Pirelerden, bitlerden
Ve daha birçok şeylerden bahsediyorlardı.
Bu yolculuk esnasında gele gele Bandırma’ya geldim.
Trenden inip de vapura bineyim derken,
Ayağım bir kaymaz mı..!
Haydii ben denize…
Ölüyor, gidiyor, bir kolu görünüyor,
Yok yok o da görünmüyor
Falan derken beni birisi tuttu pantolonumun paçasından,
Çekip çıkardı.
Baş aşağı çevirip beni sarkıttılar.
İçimden neler çıktığını mı merak ediyorsunuz?
Anlatayım efendim:
Tam 48 uskumru,
52 levrenk,
78 kurbağa;
26 yılan balığı
62 kayabalığı…
Bir sürü mide kalabalığı.
Bunlarla birlikte 2 gemi çengeli,
92 yengeç…
Öte yanından vazgeç…
Haydi beyler!
Gelsin demli çaylar,
Ben çay içmem,
benimki kahve olsun,
Sütlü olsun.
Eğer beni arayacak olursanız sayın vatandaşlar,
Sevgili misafirler,
Adresim şudur:
Sorsavuş mahallesinde,
Taş mağazanın yanında
Boş mağazanın sahibi
Abizenin torunu,
Feride’nin damadı,
Capcup alayının cıvırtıcı bölüğünden
Acı turp oğlu acı biber,
Osman’ın oğlu,
Osman’ın babası:
Mustafa Taşdemir
Yemek Listesi
Evvela çorba ile başlayalım eda
Vacip oldur bir sofrada her kula.
Ol yemekler geldi mutfaktan alık alık,
Kondu ortaya kızartılmış tavuk.
Ol yemeklerin içinde geldi kabak,
Bulduğun yerde atıştırmaya bak.
Ol yemekler geldi mutfaktan safü saf,
Ortaya kondu bulgur pilavıyla hoşaf.
Ol yemeklerin içinde patlıcan,
göz görünce dayanır mı buna can
Ol yemeklerin içinde sevilir nohut,
Karnım açlıktan çalıyor tambur ile ut.
Ey azizler, işte bitti sözümüz,
Zannederim ki sütlaçta kaldı gözünüz.
Düzenleyen ve okuyan Mustafa Taşdemir
Dizinin bütün bölümleri
Kaynak: İrfan Ünsal, Kürse Köyü Folklorundan Örnekler (bitirme tezi), Balıkesir Necatibey Yüksek Öğretmen Okulu, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 1982
Diğer köyden yazılar
Kürse Köyü Folkloru (1): Önsöz ve Köyün Tanıtımı
İrfan Ünsal
İrfan Ünsal'ın 1982 derlemesinin önsözü, köyün o yıllardaki hâli ve adının nereden geldiğine dair efsane.
2 Ekim 2026
Kürse Köyü Folkloru (2): Doğum ve Çocukla İlgili Âdetler
İrfan Ünsal
Lohusalık, isim koyma, kırk karışması, aydaş kavurma, tuzluk ve çocuğun ilk adımlarıyla ilgili eski âdetler.
2 Ekim 2026
Kürse Köyü Folkloru (3): Halk Hekimliği
İrfan Ünsal
Ocak ailelerin uyguladığı eski halk tedavileri: siyahlama, yılancık ayırma, kurşun dökme ve diğerleri (tarihî kayıttır).
2 Ekim 2026