Kürse Köyü Folkloru (2): Doğum ve Çocukla İlgili Âdetler
Bu yazı, köyümüzden İrfan Ünsal’ın 1982 yılında Balıkesir Necatibey Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde hazırladığı Kürse Köyü Folklorundan Örnekler adlı derleme çalışmasından, yazarın izniyle ve aslına sadık kalınarak alınmıştır. Bilgiler 1982 yılındaki durumu yansıtır.
I. Bölüm: Âdetler
Âdetler, halk arasında yaygın olan ve nesilden nesile aktarılagelen, çeşitli çevrelerce doğru veya yanlış, iyi veya kötü olarak değerlendirilebilen davranışlardır. Halk arasında genellikle doğruluğu veya yanlışlığı pek düşünülmeden, atalardan görüldüğü biçimiyle aynen uygulanan bu davranış biçimlerinin, toplumun kültür seviyesinin yükselmesiyle gittikçe süzgeçten geçirildiğini çalışmalarım sırasında gözlemlemiş bulunuyorum. Artık gelenek ve görenekler ne olduğu, niye olduğu düşünülmeden körü körüne uygulanan kesin kurallar olarak alınmıyor halk arasında. Tabii ki bu, genellikle gençler arasında böyle. Yaşlılar arasında bunun tersini gözlemek elbette mümkündür. Şunu belirtmek istiyorum; aşağıda anlatacağım âdetler, radyo ve televizyonun da etkisiyle olsa gerek, halk arasında bugün artık sadece söylenmektedir. Anlatılırken takınılan tavırdan artık bunlara pek inanılmadığı anlaşıldığı gibi, bu anlatıcılar tarafından da açıkça ifade edilmektedir. Bununla birlikte, yanlış olmadığına inanılan bazı güzel âdetler de çok kuvvetli olarak canlılığını sürdürmektedir. Âdetleri doğru veya yanlış, inanılan veya inanılmayan ama halk arasında söylenen biçimleriyle burada vermeye çalışacağım. Bunlardan bir kısmı canlılığını kaybettiği halde bir bölümü hâlâ korumaktadır.
Doğum ile İlgili Âdetler
Doğum olacak evde, çocuğun doğumuna yakın, aile bireyleri arasında bir heyecan bir telaş başlar. Herkes yeni doğacak bebeğin erkek ya da kız olacağı hakkında yorumlarda ve isteklerde bulunur. Erkek veya kız olacağına göre düşünülerek konulacak isim belirlenir.
Köyde görevli ebe bulunduğundan, doğum öncesi rahatsızlıklarda ve doğumda ebenin yardımı sağlanır. Tehlikeli durumlarda, köy ebesinin de tavsiyesine göre şehirdeki doğumevine başvurulur.
A. Anne ile İlgili İyi ve Kötü İnanışlar
Yeni doğum yapan kadının evde yalnız bırakılması iyi değildir. Yalnız bırakıldığında çocuğun periler tarafından değiştirileceği söylenir. Annenin yalnız kalması gerektiğinde, kapının iç tarafına bir demir parçası konulur. Yahut da annenin üzerine bir demir parçası alması gerekir. Bunun için çoğunlukla annenin şalvarının uçkuruna anahtar bağlanır. Yoksa peri veya şeytan gelir denilir.
Yeni doğan çocuk anneye benzerse, anne için "hamileliğinde aynaya çok bakmış" denilir. Doğum yapmış iki kadın kırk günden önce karşılaşırlarsa üzerlerinde çatal iğne varsa değişirler, aksi halde kırkları karışır ve çocuklar hastalanır.
Doğum yapmış iki kadın kırk günden önce karşılaşırlarsa, çocukları hastalanır. Bu karşılaşmada çocuğunu ilk önce ayağa diken kadının çocuğu hasta olmaktan kurtulur.
Lohusa iken ölen kadın şehit sayılır.
B. Çocukla İlgili İyi ve Kötü İnanışlar
Erkek çocuklar daha çok dayıya, kız çocuklar ise halaya benzer diye söylenir.
Yeni doğmuş çocuğa, ilk anne sütü doğumdan sonra üç ezan vakti geçirilerek verilirse çocuk sabırlı olur.
Çocuk, doğumdan kırk günlük oluncaya kadar ağlamazsa kırk günlüğü geçtikten sonra çok ağlar. Şayet kırk günlük oluncaya kadar çok ağlarsa, kırk günlüğü geçtikten sonra ağlaması azalır. Çocuğun kesilen göbeği, cami duvarının taşları arasına konulursa çocuk dindar olur.
Çocuğun ilk defa yirmi günlük olduktan sonra yıkanması gerekir. Çocuk daha önce yıkanmaz, sadece doğumunda temizlenip silinir. Daha önce yıkanacak olursa hastalanacağı söylenir.
Yirmi günlükken yapılan bu ilk yıkamaya "yarı kırklama" denilir. Çocuğun yıkandığı suya bir miktar tuz atılır. Kokmasın diye çocuğun ağzı, koltuk altları ve kasıkları tuzlu suyla silinir. Çocuk kırk günlük olmadan yıkanıp dışarı serilen çamaşırlarının üzerine güneş batması iyi değildir, hastalık yapar. Bebeğin çamaşırlarının gece dışarıda bırakılması iyi değildir. Çamaşırlar "ay görürse" çocuk ishalden kurtulamaz.
Küçük çocuğun ağzına tükürülürse, tüküren kişinin özel yeteneklerinin çocuğa da geçer.
İsim Koyma
Yeni doğan çocuğa isim verilmesi de bir tören niteliği taşır. Çocuk üç günlüğü geçtikten sonra üzerinde anlaşılan isimle adlandırılır.
Bu tören de şu şekilde yapılır: Çocuğun yakın akrabalarından en yaşlı erkek, uygun kimse yoksa köy imamı tarafından çocuğun yanında 3 defa ezan okunarak, kulağına üç defa verilmek istenen adıyla seslenilir. Bu sırada çocuğun yüzünde bir örtü vardır. Tören bitince bu örtü kaldırılır. İsim koyan kişi “Biz adını verdik, Allah da yaşını versin” diyerek dua eder. İsim koyan kişiye havlu, mendil gibi hediyeler verilir.
İsim koymada genellikle çocuğun ölmüş yakın akrabalarının adları konularak, onların hatıraları yaşatılmaya dikkat edilir. Bazen de eski din büyüklerinin veya Türk büyüklerinden kişilerin yaygın olan adları seçilir. Bunun yanında köyde pek bulunmayan orijinal isimler (köye göre orijinal Türk isimleri) konulmaya özen gösteriliyor. Yine isim koymada, kardeşlerin isimleri arasındaki ses benzerliğine dikkat edilir. Bu ses benzerliği, akraba çocukları arasında da bazen sürdürülür. Örneğin kardeş çocukları olan iki kişinin çocuk ve torunlarından oluşan yakın akrabalar arasındaki şu ses benzerliği dikkat çekicidir: Gülderen, Gülseren, Gülfen, Ergün, Erdoğan, Ercan, Gürcan, Rıdvan, İrfan, Gürkan, Erkan, Serkan, İmran, Osman, Nurhan, Ayhan, Reyhan, Seyhan… görüldüğü gibi isimlerin hemen hepsinin sonu –an veya –en sesleriyle bitmektedir. Bunun gibi isimlerdeki ses benzerliği daha birkaç ailede gelenek halindedir.
C. Çocukla İlgili Diğer İnanışlar
Sağlık uyarısı: Bu bölümde anlatılan uygulamalar 1982 yılında derlenmiş halk inanışlarıdır ve köyün geçmişini tanıtmak için olduğu gibi aktarılmıştır. Hiçbiri tedavi değildir; bir kısmı (yakı, dalak kesme, yaraya toprak sürme gibi) ciddi zarar verir. Lütfen uygulamayın, sağlık sorununda hekime başvurun.
Yukarıda çocukla ilgili inanışların bir kısmını vermiştim. Burada da yine çocukla ilgili, fakat bir tören veya tedavi şeklinde uygulaması yapılan inanışları vermeye çalışacağım. Buradaki inançların en belirgin özelliği uygulamalı olması ve inanılsın inanılmasın bazılarının halen sürdürülüyor olmasıdır. Görüleceği üzere bunların içinde çok ilginç olanları ve eski Türk geleneklerini yansıtanları da vardır.
Kırk Karışması
Bebek, ilk bir iki ay içinde hastalanırsa, bebekle aynı günlerde doğmuş olan başka bir bebekle veya herhangi bir hayvan yavrusuyla (Kedi, köpek ya da fare gibi) kırkının karıştığına kanaat getirilir. Çocuğun rahatsızlığı bundandır denilir. Çocuk kırk ayırma töreni yapılıncaya kadar sürekli ağlar, rahatsızlığı geçmez. Çocuğun kırkının karışıp karışmadığını anlamak için bacaklarına bakılır. Çocuk sürekli olarak bacaklarını birbirinin üzerine atıyorsa, o çocuğun kırkı karışmış denilir.
Kırk Ayırması
Kırkı karışmış çocuğun yakınları tarafından yapılan bir törendir. Bunun için cumartesi sabahı güneş doğmadan önce kimse görmeden, devamlı akan yedi çeşmeden su toplanır. Toplanan suyun içerisine bir eleğin tersi ile bir miktar kül elenir. Daha sonra bunun içine üç yolun kesiştiği bir yerden alınmış üç küçük taş atılır. Bu su ile çocuk yıkanır. Suyun dibinde kalan kül bir bez parçasına sarılarak çocuğun yastığının altına konur. Şayet çocuğun kırkı karışmış ise ertesi günü, beze sarılı külden ince ince tüyler çıktığı görülür. Bu işlem üç cumartesi tekrar edilir. İlk hafta çok olan kıllar gittikçe kaybolur. Buna bakılarak hastalık gittikçe etkisini kaybetti denilir.
Kırk ayırmanın başka bir şekli daha vardır. Bu da yine cumartesi günleri yapılır. Cumartesi sabahları güneş doğmadan önce yapılması gerekir. Bunun için, bir kap içerisine çorba kaşığı ile kırk kaşık su doldurulur. Suyun içerisine çocuğun annesi tarafından demir para atılır. Çocuk kapı eşiğinin üzerine dikilir. Ayaklarına kırmızı veya beyaz yün ipliği bağlanır. Kolunun birine kırmızı, birine beyaz ip bağlanır. Üzerine bir ferace örtülür. (Ferace, köy kadınlarının ev dışında, normal elbiselerinin üzerine giydikleri uzun ve bol, siyah renkli bir giysi adıdır. Özellikle Balıkesir yöresi köylerinde yaygın bir giyecektir.) Kaptaki suyun bir kısmı feracenin üzerine dökülür. Çocuğa az miktarda sudan üç yudum su içirilir. Kalan suyun evin köpeği üzerine dökülmesi gerekir. Daha sonra ferace kaldırılır. Çocuğun ayaklarında bağlı olan ipler kesilir. Bu sırada ipi kesenin yanındakilerden biri “Ne kesiyorsun?” diye üç defa sorar. Tedavi yapan kadın da “Kırk kesiyorum” diye üç defa tekrarlar. Tedavi biter. Çocuğu alan annesi arkasına bakmadan hızla uzaklaşır.
Aydaş Kavurma
Aydaş kavurma da cumartesi günleri erken saatlerde yapılır. Üç yolun kesiştiği bir yere üç tane taş konur, üzerine de boş bir kazan yerleştirilir. Çocuk kazanın içine oturtulur. Kazanın altına üç tane kor yerleştirilir. Oradakilerden birisi oklavanın (merdane) ucuna kırmızı bir bez parçası dolayarak kazanı karıştırır gibi yapar. Başka birisi de suvacıya (su kaplarını taşımak için kullanılan değnek) eşeğe biner gibi biner. Eline üç tane çubuk (odun parçası) alır. Kazanın etrafında koşturmaya başlar. Bu sırada kazanı karıştırana “Ne kavuruyorsun?” diye sorar. O da “Aydaş kavuruyorum” diye üç defa cevap verir. Dönen kişi “Ben de kavururum” der ve dönmeye devam eder. Döndükçe de elindeki çubukları kazanın altına sokar. İş bitince çocuğu alan annesi, evine kadar arkasına bakmadan gider. Kazan yine taşların üzerine ters kapatılarak işlem bitirilir.
Bu tedavi zayıf ve çelimsiz çocuklar için yapılır. Zaten “aydaş” kelimesi de zayıf, çelimsiz anlamına kullanılır.
Şeytan Değiştirmesi
Bir ila altı aylık arasındaki çocuk zayıf ve çelimsiz olursa ve bu zayıflık da sürekli ise, çocuk için şeytan değiştirmesi olmuş denilir. Yaşlı kadınların anlattıklarına göre, eskiden şeytan değiştirdiğine inanılan çocuk cumartesi günü eski elbiselere sarılarak kuru hayvan kemireleri içine beline kadar gömülür. Şeytana hitap edilerek üç defa “Al arığını, ver bizim mısmılımızı” denir. Annesi çocuğu alarak arkasına bakmadan koşarak uzaklaşır. Ve böylece çocuğun iyileşeceğine inanılırmış. Bu adet bugün geçerliliğini kaybetmiştir. Bunu anlatanlar da bugün bu olaya gülmektedir.
Tuzluk
Bebek bir haftalıktan kırk günlük oluncaya kadar yapılabilen bir adettir. Cuma veya pazartesi akşamı yaşlı kadınlar yemeğe davet edilir. Kadınlar toplandığında çocuk, içerisine bir miktar tuz atılmış su ile yıkanır. Beleğine belenerek yatırılır. Daha sonra yemek yenilir. Yemekten sonra sofradaki bütün kaşıklar bir tabağa toplanarak hızla karıştırılıp takırdatılır. Bu sırada kadınlar hep birlikte:
— Oğlumuz (veya kızımız) çabuk dillensin, çabuk söylensin, denilir.
Daha sonra sofra üç kez tavana doğru kaldırılıp indirilerek hep birlikte yine:
— Oğlumuz (veya kızımız) çabuk büyüsün, çabuk yürüsün, denilerek tören bitirilir.
Yedi Mehmet Ekmeği
Yeni doğum yapmış ve sütü olmayan kadın için, evinde Mehmet adlı kişi bulunan yedi haneden yarımşar dilim ekmek alınır. Ekmekler bir çobana verilir. Çoban, ekmekleri yedi tane çeşmede ıslatır. Getirip kadına verir. Kadın bu ekmekleri yerse sütünün geleceğine inanılır.
Boncuk Hastalığı Tedavisi
Boncuk hastalığı, çocuklarda görülen ateşli bir hastalıktır. Tedavi için, uzunca bir gül çubuğu, bir ucu koparılmamak şartıyla ikiye yarılır. Çubuğun iki ucuna kırmızı iplik bağlanır. Çocuk çubuğun arasından üç defa geçirilir. Bu geçirme esnasında hastalığın gül çubuğunda kaldığına inanılır. Gül çubuğu bir avul (çit) kıyısına mezar şeklinde bir çukur kazılarak gömülür.
Tıknefes Kesme
Üşütüp de boğazı hırıldayan çocuk için, tıknefes oldu denilir. Tedavi için, hasta olan çocuk odun kesilen ağacın üzerine kesecekmiş gibi yatırılır. Tırpan, balta veya bıçakla çocuğun önce başucunda, sonra ayakucunda bir şeyler keser gibi alet ağaca vurulur. Bu sırada çocuğun annesi, işlemleri yapan kadına:
— Ne kesiyorsun? diye sorar. Yaşlı kadın da:
— Tıknefes kesiyorum, diye cevap verir.
Aynı işlem üç defa tekrarlanır. İşlem bittiğinde bıçak (veya kullanılan alet) fırlatılarak atılır. Çocuğun annesi çocuğunu alarak arkasına bakmadan hızla kaçar. Çocuğun hastalığının geçeceğine inanılır.
Yakı
Küçük çocuk hastalıklı ve zayıf olduğunda başvurulan bir tedavidir. Büyükçe bir şiş veya kalın bir tel parçası ateşte iyice kızdırılarak çocuğun göbek kısmının üzerine yanlamasına dokundurularak çocuğun bedeni yakılır. Yakılan yerin ya üç ya da yedi olması gerekir. Çocuğun yakılmış olan kısımlarına salça sürülerek bağlanır. Yakı yapılan çocuğun sağlam yapılı ve güçlü kuvvetli olacağına inanılır. Önceleri köyde belirli kişiler (ocak aileler) tarafından yapılan yakı için çevre köylerden çok sayıda kişinin çocuğunu yakı yaptırmak için getirdiği söyleniyor. Bu adet daha sonra yasaklandığından şimdi uygulanmamaktadır.
Diş Çıkarma
Çocuğun dişleri çıkmaya başladığında, eline varsa yeşil soğan veya sarımsak gibi yumuşak yiyecekler verilerek bunlarla çocuğun kaşınan dişleri ile oynaması sağlanarak ağlaması önlenir. Yeni diş çıkarmaya başlayan çocuğun dişi tek olarak çıkarsa, çocuğun fazla yaşamayacağına, iki dişi birden çıkarsa yaşayacağına inanılır.
Çocuğun Yürümesiyle İlgili Âdetler
Çocuk yeni yürümeye başladığında, varsa kendisinden bir büyüğü, yoksa komşu çocukları tarafından, cuma günü sela ile öğle ezanı arasında iki kolundan tutularak yürütülmeye çalışılır. Evin önünde çocuğa birkaç tur attırılır. Bu küçük törenden sonra şeker ya da lokma dağıtılarak çocuklar sevindirilir. Yine çocuğun çabuk yürümesini sağlamak amacıyla, çocuk odanın bir tarafına bırakılarak karşısına geçilip kucak açılır. “Kucak kucak” denilerek çocuk koşturulmaya çalışılır. Böylece, yakınının kucağına düşmeden yetişen çocuk, hem düşmemiş olmanın sevinci hem de yakınının kucağına varmanın etkisi ile yürümeye alıştırılmış olur.
Dizinin bütün bölümleri
Kaynak: İrfan Ünsal, Kürse Köyü Folklorundan Örnekler (bitirme tezi), Balıkesir Necatibey Yüksek Öğretmen Okulu, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 1982
Diğer köyden yazılar
Kürse Köyü Folkloru (1): Önsöz ve Köyün Tanıtımı
İrfan Ünsal
İrfan Ünsal'ın 1982 derlemesinin önsözü, köyün o yıllardaki hâli ve adının nereden geldiğine dair efsane.
2 Ekim 2026
Kürse Köyü Folkloru (3): Halk Hekimliği
İrfan Ünsal
Ocak ailelerin uyguladığı eski halk tedavileri: siyahlama, yılancık ayırma, kurşun dökme ve diğerleri (tarihî kayıttır).
2 Ekim 2026
Kürse Köyü Folkloru (4): Bâtıl İtikatlar ve Halk Meteorolojisi
İrfan Ünsal
Günlük hayattaki inanışlar, uğur ve uğursuzluk sayılanlar; koyunlara, aya ve yıldızlara bakarak hava tahmini.
2 Ekim 2026