Kürse Köyü Folkloru (7): Efsaneler ve Bilmeceler
Bu yazı, köyümüzden İrfan Ünsal’ın 1982 yılında Balıkesir Necatibey Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde hazırladığı Kürse Köyü Folklorundan Örnekler adlı derleme çalışmasından, yazarın izniyle ve aslına sadık kalınarak alınmıştır. Bilgiler 1982 yılındaki durumu yansıtır.
Efsaneler
Kesikbaş
Burada da köyde efsane şeklinde anlatılan, her ikisi de bayır adları ile ilgili olan iki söylentiyi aktarıyorum.
Köyün doğu tarafında, Gökçeören köyü yakınlarında "Memedelen" denilen bir bayır vardır. Halk arasında yaygın olan bir söylentiye göre bu bayırın adı, burada geçen bir olaydan gelmektedir. Anlatıldığına göre, yakın köylerden birinden olan Ahmet ve Mehmet adlı iki çok samimi arkadaş aynı kızı severler. Kız ise iki genç arasında tercih yapamamaktadır. Gençlerin ikisine de ümit veren bu kız yüzünden bu iki samimi arkadaş birbirine düşman olur. Ve bu bayırda Ahmet, Mehmet’i başını kesmek suretiyle öldürür. Mehmet’in gövdesinden ayrılan başı yüksek bir tepe olan bayırdan aşağıya yuvarlanır gider.
Derler ki, o günden bugüne Mehmet’in kesik başı her ölüm yıldönümünde bir gece bayırdan bayıra yuvarlanarak bağırıp gezer. Hatta bu kesik başın ağlayışını yaşlı çobanlar kendilerinin de duyduğunu anlatıyor.
Bayırın adı da, Mehmet’in öldüğü yer olduğundan "Mehmet ölen" derken, değişerek sonradan "Memedelen" olmuştur. Bugün halk arasında "Mehmedelen bayırı" olarak söylenir ancak bu hikayeyi bilen yaşlılar tarafından hâlâ “Mehmet Ölen Bayırı” denilmektedir.
Kanlı Armut
Köy merasının güney sınırında bulunan, Darıçukuru denilen kesimde büyük bir armut ağacı vardır (son yıllarda kesilmiştir). Bu armut ağacına "kanlı armut", bundan dolayı çevresine ise "kanlı armut yanı" denilir.
Anlatıldığına göre, bundan yıllar önce yakın köylerden biri olan Gökçeören köyünden genç bir gelin, yine yakın bir köyden birisine gönlünü kaptırır. İki genç kaçarak dost hayatı yaşamaya başlar. Bu, gelinin kocasının ve babasının çok gücüne gider. Gelinin babasının da teşvikiyle kocası, gelini bulunduğu köyden zorla getirirken yolda bu armut ağacının altında keser ve ondan sonra ağaca asar. O günden beri bu ağaca "kanlı armut" denilmektedir.
Başka bir söylentiye göre, genç gelini kesen kocası değil, babası, bazılarına göre de abisidir. Bazılarına göre ise, gelin kesilmeden asılmıştır. Daha başka kişilerin anlattığına göre ise abisi, gelini kestikten daha da hıncını alamamış, parçalayarak parçalarını bu ağacın üzerine atmıştır.
Yine bu söylentiyle ilgili olarak anlatılıyor: Gelin öldürüldükten sonra annesi, günlerce gelip orada ağıt yakıp ağlamıştır. Köyden, —şimdi yaşlanıp ölmüş olan— genç bir çoban kadının ağlayışını duyar, kavalı ile aynı onun ağıtlarını ve ağlayışını seslendirir. Kadın bu gencin kaval çalmasını duyar, çok hoşuna gider Çobanı çağırıp “ oğlum gel bana da çalıver demesine rağmen küçük çoban onu taklit ettiği için dövecek sandığından çekinir ve gitmez. (Adı geçen çoban, köyden kör Ali denilen birisi). Bugün, o çobanın, kadının ağlayışını ve ağıtlarını taklit edişini kavalıyla aynı seslendiren Ahmet Avcı (Âşık Ahmet) adıyla tanınır. Bu söylentiyi anlatıp acıklı ezgisini kavalıyla içli bir şekilde seslendirmektedir.
Bir Hikâyecik
Tanrı tarafından nasipler dağıtılırken, sıra imama geldiğinde imama, “Hadi senin nasibin de kulların üzerinden olsun,” denilmiş. Bu yüzden imamlar eskiden halk tarafından doyurulurmuş. Köylerdeki eski konak (her hanenin sıra ile birer gün köy imamının yemeğini hazırlayıp göndermesi) adeti buradan gelirmiş.
Bilmeceler
- Altı mermer üstü mermer, içinde bir gelin oynar. (Dil)
- Altı mermer üstü mermer, içinde yörük Ömer. (Kaplumbağa)
- Çıt demeden çalıya düşer. (Güneş)
- Küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk. (Limon)
- Çarşıdan alınmaz, mendile konulmaz, ondan tatlı bir şey olmaz. (Uyku)
- Gelin cama dayandı, cam kanlara boyandı. (Nar)
- Pişirirsen aş olur, pişirmezsen kuş olur. (Yumurta)
- Altı tahta üstü tahta, içinde bir sarı softa. (Badem)
- Dağdan gelir, taştan gelir, açık kıçlı enişten gelir. (Keçi)
- Aktır tarlası, karadır tohumu, el ile ekilir, dil ile biçilir. (Kağıt, mürekkep, yazı, okuma)
- Çam ağacını oyarlar, içine tinton koyarlar, ağlama tinton ağlama, kulağını burarlar. (Saat)
- Allah yapar yapısını, kullar açar kapısını. (Karpuz, kavun)
- Taştandır demirdendir, yüreği hamurdandır, dünya alemi doyurur, kendi doymaz. Bilmem ki bu
nedendir. (Değirmen) - Kat kat ama katmer değil, kırmızı ama elma değil. (Soğan)
- Kuru kafa attım rafa, yemesi tatlı, maymun suratlı. (Ceviz)
- Alçacık tepeden kar yağar. (Elekten un elemek)
- Alçacık boylu, kadife donlu. (Patlıcan)
- Benim bir öküzüm var, yer yer doymaz. (Soba)
- Benim bir öküzüm var, ağzını açınca ciğerleri görünür. (Soba)
- Dal üstünde kilitli sandık. (Badem)
- Bilmece bildirmece, dil üstünden kaydırmaca. (Tükürük)
- Bilmece bildirmece, el üstünden kaydırmaca. (Sabun)
- Avucuma sığar, sandığa sığmaz. (Üğrende = hayvan sopası)
- Masal masal mastıran, kimdir seni bastıran? (Yorgan)
- Ben giderim, o gider, önümde tintin eder. (Baston)
- Yer altında yağlı kayış. (Yılan)
- Yer altında kilitli sandık. (Mezar)
- Yer altında piliçli tavuk. (Yer elması, patates)
- Altı taş üstü taş, içinde bin bir baş. (Hamam)
- Yedi delikli tokmak, bunu bilemeyen ahmak. (Baş)
- Küçücük mezar dünyayı gezer. (Ayakkabı)
- Benim bir kızım var, ağzı var dili yok. Ne verirsen yemem demez, arkasında çulu yok. (Soba)
- Kapı üstünde gıy gıy. (Bıyık)
- Çat orada, çat burada, çat kapı arkasında. (Süpürge)
- Kuyrukluca kumbara, zahire taşır ambara. (Kaşık)
- Derede tinton, tepede tinton, iliksiz tinton, kemiksiz tinton. (Karınca)
- Minimini küçük sini. (Mercimek)
- Karşıdan baktım dilim dilim, yanına vardım kara kilim. (Tarla)
- Karşıdan baktım birçok, yanına vardım hiç yok. (Kuş sürüsü)
- Sandık açıldı, fındık saçıldı. (Keçi gübresi)
- Kıl torba içinde gıdık oynar. (Göz)
- Vız vız vız idik, otuz iki kız idik. Kış geldi kırıldık, yaz geldi dirildik. (Sinek)
- Yarım kaşık, duvarda yapışık. (Kulak)
- Hırtlar mırtlar, Yusuf’u yedi koca kurtlar. (Testere)
- El kadar, dağdan domuz indirir. (Tarak, bit)
- Ey hindi hindi, tavandan keramet indi, ev sahibi misafirin üzerine bindi. (Yorgan)
- Alçacık kuyu gümbürder suyu. (Yayık)
- Tane tane nar, dize kadar kar, uçtu keklik kaldı dilber. (Saman ve buğday)
- Ariftir zariftir, her yemeğin içinde, burnu kıllı heriftir. (Soğan)
- Kıllı ağzını açtı, çıplak içine kaçtı. (Aba, çorap ve ayak)
- Etten kantar altın tartar. (Kulak ve küpe)
- Şapıldayık
Mışıldayık
Fıldırdayık
Eğri dağ
Düz ova
Gür dal
Gücük domuz. (Baş ve baştaki organlar: Ağız, burun, göz, kaş, alın, saç ve baştaki bit) - Dağdan gelir harahura, gözleri çampara, bacakları fasafise, karnı tombalise. (Kaplumbağa)
- Avludan atladım, yaşmağım düştü; yaşmağımı topladım, gün kavuştu. (Kırağı)
- Avludan atladı, öte yana yumurtladı. (Kabak)
- Suda balık, ucu yanık. (Gaz lambası)
- Çın çın hamam, küpesi tamam. Bir kız aldım, babası imam. (Saat)
- Çıktım gittim tepeye, yular vurdum sıpaya. (İğne)
- Dağdan gelir tatarina,
ben onu tutarina.
İki taş arasına
Korina Kırina (Pire) - Sarıdır safran gibi, okunur Kur’an gibi. Ya bunu bileceksin ya bu gece öleceksin. (Altın)
- Kırk kabak yaprağı, evliya toprağı. Ya bunu bileceksin, ya bu gece öleceksin. (Kur’an)
- Kat kat döşek bunu bilemeyen eşek. (Lahana)
- Uzun kuyu lümbür suyu,
Çeken ölmez, içen ölür. (Tüfek) - İstanbul'da pilav pişti, kokusu buraya düştü. (Mektup)
- Bacağımın altında tepsi,
Tepsinin üstünde sipsi,
sipsinin üstünde dıllı,
Dıllının üstünde kıllı. (Öreke = İplik eğirme aleti) - Öte gider pipiri,
beri gider pipiri,
yemez içmez pipiri,
karnı şişer pipiri. (Eli = İğ, iplik eğirme aleti) - İki kafa, sekiz bacak,
üstü tahta, altı taş,
Dolaş da dolaş. (Hayvanla harman sürmek) - Dilim dilim nar (Demet)
- Dize kadar kar (Harman)
- Uçtu keklik (Saman)
- Düştü dilber (Tane)
Dizinin bütün bölümleri
Kaynak: İrfan Ünsal, Kürse Köyü Folklorundan Örnekler (bitirme tezi), Balıkesir Necatibey Yüksek Öğretmen Okulu, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 1982
Diğer köyden yazılar
Kürse Köyü Folkloru (1): Önsöz ve Köyün Tanıtımı
İrfan Ünsal
İrfan Ünsal'ın 1982 derlemesinin önsözü, köyün o yıllardaki hâli ve adının nereden geldiğine dair efsane.
2 Ekim 2026
Kürse Köyü Folkloru (2): Doğum ve Çocukla İlgili Âdetler
İrfan Ünsal
Lohusalık, isim koyma, kırk karışması, aydaş kavurma, tuzluk ve çocuğun ilk adımlarıyla ilgili eski âdetler.
2 Ekim 2026
Kürse Köyü Folkloru (3): Halk Hekimliği
İrfan Ünsal
Ocak ailelerin uyguladığı eski halk tedavileri: siyahlama, yılancık ayırma, kurşun dökme ve diğerleri (tarihî kayıttır).
2 Ekim 2026